UYARI BABINDA - _*_*_*_*_ÖNCE İNSAN_*_*_*_*_ - Blogcu



_*_*_*_*_ÖNCE İNSAN_*_*_*_*_

*****İnsanlığı yaşamak; yardımlaşma ve dayanışma ile mümkündür*****

Millet parası ve devlet ağzıyla İsrail propagandası

28/7/2006

 

Her gazete, her televizyon İsrail saldırılarındaki vahşeti kendi meşrebince değişik tonlarda okuyucularıyla paylaştı. Zâten başka türlü de yapamazdı. Ama dikkat ediniz bunların gerçekten bağımsız, gerçekten milli olanlarının dışında kalanlarının tamamı manşet haberlerine hep, “Hizbullah militanlarının iki İsrail askerini kaçırması üzerine İsrail’in Lübnan’a başlattığı saldırıların birinci gününde..” cümlesi ile girdiler.
Bu saldırıların ikinci günü de böyleydi, altıncı günü de, onuncu günü de.

 

Üzülerek ifade edelim ki milletin vergileri ile finanse edilen TRT de bile durum aynıydı ve İsrail saldırılarının 12. gününde bile TRT konuyla ilgili haberlere, “Hizbullah militanlarının iki İsrail askerini kaçırması üzerine” diye giriyordu.. Bunun iki anlamı vardı.


1. Fitili ateşleyen İsrail değil Hizbullah’tır. Yani İsrail ABD, İngiltere ve İsrail’in dediği gibi “Kendini savunma hakkını” kullanmaktadır.


2. Hizbullah bir terör örgütüdür.


Görüldüğü gibi Evanjelik zihniyetin şefliğinde teşekkül ettirilmek üzere olan “tek kutuplu”, “tek hukuklu dünya” zihinlerin ve haber merkezlerinin Siyonistleştirilmesi neticesinde aynı zamanda “tek sesli” bir dünya haline gelmiş, kelimenin tam anlamıyla bir “terörist devlet olan” İsrail kendini mazur göstermeyi, ve aslında meşru ve milli müdafaa halindeki Hizbullah’ı da “terörist” örgüt olarak takdim etmeyi başarmıştır.

 


26.7.2006 / HASAN DEMİR / YENİÇAĞ

Kategori: (UYARI BABINDA) | Yorum (yok) | Yorum yaz! | Bağlantı


NESTLE'NİN KORKUNÇ TUZAĞI

28/5/2006

 

Konu : Gen Hastalığı...

Tarih: Thu, 23 Jun 2005 13:58:03


Nestle, Genler ve Türkler Geçtiğimiz günlerde basına yansıyan haberlerde, Nestle firmasının üçüncü dünya ülkelerinde satılan ürünlerinde genlerle oynayan bir madde (GE) olduğu açıklandı. Habere kimse tepki göstermedi. Sessizce geçiştirildi.Aynı zamanda alerjik reaksiyonlara da neden olan bu maddenin hemen hemen her Türk çocuğu tarafından alındığına değinirsek vaziyetin vehameti daha ciddi bir şekilde ortaya çıkar. Batının Türk Genleri ile oynama isteği 1990 lı yıllarda alınan bazı istihbaratlarla ortaya çıkmış fakat yetkililer bu konuda görevlerini yerine getirmemişlerdir. Size aşağıda bu konuda anlatacağım olay bu konunun vehametini daha ciddi bir şekilde ortaya koyacak ve ortak olmaya çalıştığımız batının gerçek yüzünü bir nebze olsun açıklayacaktır sanıyorum; Yıl 1993 tır. Genç bir doktor olan Munise Ozan(eşim) Sinop ili Merkez iki nolu sağlık ocağında göreve başlar. İnsanlar ekonomik sıkıntılar içersindedir. Sinop'ta fabrikalar kapanmakta insanlar işsiz kalmaktadır. Hasta olan çocukların tedavisi oldukça pahalıya mal olmaktadır. Allahtan!!!! UNICEF in yardım programı vardır ve sağlık ocaklarında üst solunum yolları hastalıklarının tedavisi için bedava "penicilin benzeri "procain"isimli bir ilaç dağıtılmaktadır. Sanki çocuklar genelde üst solunum yolu hastalıklarına yakalanmaktadır. Bahsi geçen ilaç doktorlara flakonlar halinde gelmekte ve hali ile doktorlar ilacın prospektüsünü ve ambalajını görmemektedir, Dr Munise Ozan şüpheli bir iki vaka üzerine ilacın ambalajını ve prospektüsünü ister. Ama mecbur olduğu halde ilacın prospektüsünün olmadığını görür. Ama en korkunç açıklama ilaç ambalajının üzerindedir. Sağlık bakanlığımızın yaptığı programa göre özellikle 5 yaş altı çocuklara kullanılması gereken ilaç
ambalajı üzerinde ingilizce ve fransızca olarak "KESINLIKLE 5 YAŞ ALTI ÇOCUKLARA KULLANILMAZ" ibaresi vardır. Dr Munise Ozan durumu Sağlık Bakanına yazar ve ilacın kullanılmasını sorumlu olduğu bölgede durdurur.
Bakanlık konuya bir açıklık getiremez ve Dr Munise Ozan a o Yazıları karalayıp ilacı kullanması söylenir. O diretir. Durumu bana iletir. Çünkü ben o zamanlar Sinop Orta Doğu gazetesi muhabirliği yapmaktaydım. O zamanki
Cumhuriyet Gazetesi Sinop Muhabiri ve Sinop Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sayın Cengiz Demirel ile birlikte Sağ ve sol ayırımı yapmadan olayın üzerine gittik. Önce Fransız Sağlık Bakanlığına yazdık. Gelen cevapta bu ilacın Fransa'da üretilmediği yazıyordu. Ama ambalaj üzerindeki adres Pariste'ki bir adresti ve Paris'te öyle bir adres yoktu. Konu iyice karanlıklaşmaya başlamış ve bizim de Türk Milletini uyarma hakkımız doğmuştu. Önce Yerel Sinop TV de Hiç bir deneyimim olmadığı halde bir program yaptım. O gece Sinop TV Jandarma tarafindan kapatıldı. Cengiz Demirel konuyu CUMHURIYET gazetesinde, Sayın Aslan Bulut da Orta Doğu gazetesinde yazdı. Fakat bütün bunlar yeterli olmadığı için konuyu Arena programına götürdüm. sanki bu arada sağlık bakanlığındaki bazı yetkililerde konuşmaya başlamış ve ilacın genetik allerji yaptığını bir fax mesajı ile Cumhuriyet Gazetesi'ne iletmişlerdi. Fakat kimse genetik allerji'nin ne olduğunu bilmiyor ya da söylemek istemiyordu. Karı koca arena programına çıktık, ilacın yalnız gördüğümüz taraflarını belirttik ve bu genetik alerji meselesinin açıklanması gerektiğini halka anlattık. O zamanki Sinop valisi Adil Yazar "efendim Dr Munise Ozan altı üstü bir pratisyen hekim, uzman doktorlar bile konuyu bilmiyor o nasıl bilebilir" diyecek kadar gaflet içindeydi. Sanki ilaç kırsal kesimde fakir halk çocuklarına dağıtılıyor, Unicef'e raporlar gönderiliyor ve bir takım veriler bir yerlerde toplanıyordu. Ve ilaç sadece pratisyen hekimlere kullandırılıyordu. Daha korkunç olanı ilacın kullanıldığı pilot illeri içeren harita idi. Buna göre Erzurum, Kastamonu, Uşak, Eskişehir, Manisa, Tokat, Çorum gibi Türkmen nufusun egemen olduğu iller seçilmişti. Ve eğitim düzeyi düşük olan bu illerin kırsal kesimindeki halk allerji, genetik gibi şeylerin farkında bile değildi. O zaman arena ya çıkan sağlık bakanı Yıldırım Bey bile kem küm etmekten başka bir açıklama getiremedi, Ama benim peşinde olduğum olay genetik allerji olayı idi. Kimse olayı dikkate almadı olay kapandı. Dr Munise Ozan basına izinsiz demeç verdiği için ceza aldı. Ama herkes Prof.'lar dahil, genetik alerji yoktur diye ahkam kesti.Genlerle oynama olayı Oktay Babuna olayında açıkça ortaya çıktı ve Sayın Durmuş her türlü tepkiyi almasına rağmen gerekeni yaptı. Simdi Nestle deki bir maddenin genlerle oynadığı ve allerji yaptığı ve sadece üçüncü dünya ülkelerinde yani Türk Cumhuriyetlerinde satıldığı açıklanıyor.
Çıkartacağımız netice şudur :
"TüRK MILLETI SENIN GENLERINLE OYNUYORLAR BUNU YARDIM OLARAK GönDERDIKLERI ILAçLARLA YAPIYORLAR. BUNLARI çOCUKLARINA VERDIğIN ILAçLARINA KOYUYORLAR. EğER FARKEDERSEN BU SEFER ONLARIN EN çOK SEVDIKLERI çiKOLATALRINA VE şEKERLERINE KOYUYORLAR. DUYGUSAL YaNıNı ISTISMAR EDIP KANLARINI TOPLAYIP GEN HARITANI çıKARTIYORLAR." VAR GERISINI SEN düşün!!!...

ALPARSLAN OZAN

 
Not: Bu haberden tanıdığınız herkesi haberdar edin dikkatli olalım Res. Asst. Kemal ŞEN
Cukurova University Faculty of Agriculture Dept. of Food Engineering 01330 Adana/TURKEY Tel: +90 322 338 61 73 Fax: +90 322 338 66 14

Kategori: (UYARI BABINDA) | Yorum (1) | Yorum yaz! | Bağlantı


MİSYONERLİK

24/5/2006

 

 

 

 

Son haçlı seferi: Misyonerlik



Diyanet'ten çarpıcı bir kitap. Diyanet tarafından hazırlanan "Misyonerlik" kitabı şaşırtıcı tespitler ortaya koyuyor. Buna göre Misyonerler, sömürgeci Batı hegemonyasının öncü kuvveti. Ve misyonerler Haçlı Seferlerinde uğradıkları yenilginin rövanşını almaya çalışıyor. Diyalog söylemi de Vatikan kaynaklı ve asıl hedef Müslümanların sempatisini kazanarak onları Hristiyanlaştırmak.
Diyanet'ten Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın'ın milletvekillerine de gönderdiği kitapta, Misyonerlikle ilgili kavramlardan, misyonerliğin tarihine ve nihai hedefine yönelik bilgilere yer verildi. Hristiyan misyonerliğinin özellikle üçüncü dünya ülkelerinde sömürge ve emperyalizmin öncü kuvveti gibi çalıştığı vurgulanan kitapta, "11 Eylül olayları sonrası ABD öncülüğündeki batılı güçlerin Ortadoğu'da ve Asya'da yürüttükleri operasyonlara paralel olarak, evangelik misyonerler ABD ve diğer batılı hristiyan siyasal güçlerin koruması altında Afganistan, Balkanlar, Irak ve diğer Ortadoğu ülkelerinde faaliyetlerini yoğunlaştırmışlardır" tespiti dikkat çekti.
Haçlı yenilgisinin rövanşı: Misyonerlik
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlatılan, Prof. Dr. Şinasi Yavuz'un kaleme aldığı "Misyonerlik" kitabında çok ilginç değerlendirme ve tespitlere yer verildi. Diyanet'in Misyonerlik kitabı içerdiği bilgiler itibariyle, misyoner faaliyetlerinin bazı kesimler tarafından hafife alınmaya çalışıldığı ve "Misyonerlerin gereğinden fazla abartıldığı!" eleştirilerine cevap niteliğinde. Diyanet'in Misyonerlik kitabına göre, Hristiyan dünyası, misyonerlik faaliyetleriyle, Haçlı seferlerinde Müslümanlara karşı uğradıkları mağlubiyetin rövanşını alma peşinde. Kitapta, "Müslümanlara yönelik Hristiyan misyonerliği Haçlı seferlerindeki tarihsel yenilginin rövanşını almaya çalışmakta, Hristiyanların yakın zamanlardan günümüze elde ettikleri siyasal, ekonomik, kültürel ve askeri gücü arkasına alarak, belki tarih boyu en zayıf anını yakaladıkları müslümanları alt etmeye çalışmaktadır" denildi.

Diyalog, Misyonerlerin oyunu
Gerçekten şaşırtıcı değerlendirmelerin yer aldığı Misyonerlik kitabında bir başka ilginç tespitte "Diyalog" konusunda yer aldı. "Bir misyon yöntemi olarak diyalog" başlığı altında yapılan değerlendirmede, Diyalog'un Vatikan kaynaklı olduğu vurgulanırken şu cümlelere yer verildi: "İkinci Vatikan konsülü'nün Ad Gentes belgesinin (1965) ikinci bölümünde misyonerlik faaliyetleri ile ilgili olarak bunun diyalog ve sosyal yardım etkinlikleri vasıtasıyla yapılabileceğinin altı çizilmiştir. Kilisenin diyalogla ilgili anlayışı ve tavrı daha sonraki belge ve dokümanlarda daha da netleşmeye başlamış ve kilisenin temelde diyaloğu bir misyon vasıtası olarak gördüğü açıkça ifade edilmiştir. Katolik kilisesi gibi protestan evangelik çevrelerde diyaloğun Hristiyanların kendi inanç ve öğretilerini diğer insanlara sunmaları açısından oldukça önemli ve etkili bir yöntem olduğu kanaatindedirler. Onlar diyaloğun asıl amacının karşıdakini hristiyanlaştırmak olduğunu vurgularlar. Onlara göre diyalog yanlış yolda bulunan kişilerin, örneğin müslümanların, İsa Mesih'e imana çağrılmasıdır. Bunun için karşıdaki insanlarla samimiyet, arkadaşlık ve sempati ortamını gerçekleştirecek diyalog sürecinin kurulması gereklidir"

Toprak ve İncil
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın "Misyonerlik" kitabının arka kapağının Kenya'nın ilk başbakanı Jomo Kenyatta'nın misyonerlerle ilgili bir demeciyle bitmesi de dikkat çekiyor. Kitabın arka kapağında, Kenyatta'nın, meşhur, "Hristiyanlık Afrika'ya geldiğinde Afrikalıların toprakları, Hıistiyanlarınsa İncilleri vardı. Hıristiyanlar bize gözlerimizi kapayarak dua etmemiz gerektiğini öğrettiler. Gözlerimizi açtığımızda onlar bizim topraklarımızı, biz de onların İncilerini almıştık" sözleri yer alıyor.

Misyonerler rövanş almaya çalışıyor
Diyanet'in, Misyonerlik kitabına göre, Hristiyan dünyası, misyonerlik faaliyetleriyle, Haçlı seferlerinde Müslümanlara karşı uğradıkları mağlubiyetin rövanşını alma peşinde.

Diyanet’ten Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın milletvekillerine de gönderdiği kitapta, “Müslümanlara yönelik Hristiyan misyonerliği Haçlı seferlerindeki tarihsel yenilginin rövanşını almaya çalışmakta, Hristiyanların yakın zamanlardan günümüze elde ettikleri siyasal, ekonomik, kültürel ve askeri gücü arkasına alarak, belki tarih boyu en zayıf anını yakaladıkları Müslümanları alt etmeye çalışmaktadır” denildi.

 
 

Kategori: (UYARI BABINDA) | Yorum (1) | Yorum yaz! | Bağlantı


COCA COLA VE TURKUAZ'IN GERÇEK YÜZÜ!

24/5/2006
 

 

UYANIK COCA COLA VE

TURKUAZ GERÇ EĞİ

 

BİR SU SATICISININ SÖYLEMLERİ..

Turkuaz suyu, marketlere bedava (konsinye) veriliyor,
satarsan kâra geçiyorsun, satmazsan öylece duruyor.
Ama ben satmıyorum, çünkü alan yok.

Ayrıca  Coca Cola satanın Turkuaz da satma zorunluluğu
var, hatta başka su sattırmamaya çalışıyorlar."

Uzun söze gerek yok; hiç kimse almazsa, hiç kimseye satamazlar...

Lütfen okuyun, okutun!
Bir seye dikkatinizi çekmek istiyorum. Türkiye'de
bazı şişeli içme suları  doğal kaynak suyu değil.
Doğal kaynak sularında devlete para ödemeniz gerekiyor,artı
bu tesislerin yatırım maliyeti cok yüksek.
Dolayısıyla Coca Cola ne yaptı, kaynak suyu
araştirmalarının maliyetlerini çok yüksek bulduğu için Bursa/Kestel
ovasındaki Coca Cola fabrikasında derin kuyu
pompalarıyla ovanın suyunu çekerek bunu da
termostan geçirip filtre ederek  hem Coca Cola
meşrubatını hem de Turkuaz'ı şişelemeye başladı.

Turkuaz'ın  etiketinin üst ve altındaki Kahverengi
şeritlere dikkat edin:

Sofra  İçeceği” yazar. Devlet, Coca Cola'nın
uyanıklığını kanuna uydurmak ve  uyanıklığa yapılacak itirazları
bertaraf etmek için böyle bir kural çıkardı! Binlerce dönümlük
tarım arazisinin bulunduğu ve Coca Cola hariç hiçbir işletmeye "derin kuyu pompası" çakma izni verilmeyen Kestel ovasında, yeraltından çekilen su, filtre edilip daha sonra içine
bazı mineraller katıldıktan sonra Türkiye'nin en ücra
kasabalarına bile satılıyor ve lıkır lıkır içiliyor. Bazı yazlık kasaba
ve köylerde neredeyse Turkuaz harici içme suyu bulamazsınız çünkü;
dağıtım ağı çok güçlü. Bayilere baskı bile olduğu
yolunda duyumlar aldım.

Turkuaz içmeye devam edecekseniz, unutmayın! Yapay bir su
içiyorsunuz. Duyarlı bir vatandaş olarak konuya dikkatinizi çekerim.


Her tarafı doğal kaynak sularıyla dolu memlekette, millete kuyu suyunu
zorla ve de üstüne para alarak içiriyorlar. İçmeyin arkadaşlar!




Y.Doç. Dr.
Cemalettin CAMCI
Fırat Üniversitesi Genel Cerrahi
Elazığ-Türkiye


Yrd.Doç.Dr.
Cemalettin CAMCI 

 ( CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ )

 

 

Kategori: (UYARI BABINDA) | Yorum (yok) | Yorum yaz! | Bağlantı


> MÜZİĞİ KAPATMAK İSTERSENİZ "ESC" TUŞUNA BASABİLİRSİNİZ <